Tarihin Küllerinden Doğan Bir Destan: Şehid Şeyh Abdurrahim ve Arkadaşlarından Kalan Büyük Miras
Tarihin yaprakları 17-18 Temmuz 1937 yılını gösterdiğinde, Cumartesi gününü Pazar gününe bağlayan o karanlık gecede, bölge tarihinin en acı ve en destansı direnişlerinden biri yaşandı. Şeyh Said’in küçük kardeşi Şeyh Abdurrahim, beraberindeki dava arkadaşlarıyla birlikte inançları ve onurları uğruna yürüdükleri yolda şehadet mertebesine ulaştı. Bugün, vefatının sene-i devriyesinde bu aziz hatırayı saygı, rahmet ve derin bir özlemle yad ediyoruz. Onların hikayesi, sadece geçmişin bir kesiti değil; sadakatin, ihanetin ve küllerinden yeniden doğan bir halkın ortak hafızasıdır.
Piran’da Patlayan İlk Kurşundan 12 Yıllık Cephe Komutanlığına
Şeyh Said’in bölgede İslami bir direniş başlatacağı bilgisini alan tek parti iktidarı, çeşitli provokasyonlarla bu kıyam hareketini daha başlamadan akamete uğratmayı hedeflemişti. Ancak 8 Şubat 1925’te Piran’da küçük kardeşi Şeyh Abdurrahim’e misafir olan Şeyh Said, tüm planları altüst ederek kıyamın meşalesini yaktı; Şeyh Abdurrahim’in namlusundan çıkan ilk kurşunla birlikte Şeyh Said Kıyamı resmen başladı. Sürecin sonunda Şeyh Said ile 46 arkadaşı Diyarbakır'da idam edilirken, Şeyh Abdurrahim pes etmedi. Kıyamın Maden ve Piran cephelerinin genel komutanlığını üstlenen bu yiğit mücahid, tam 12 yıl boyunca bölgede rejim güçlerine karşı silahlı direnişini kararlılıkla sürdürdü.

Suriye Hicretinden Dersim Zulmüne Karşı Dönüş Kararı
Bölgedeki çemberin daralmasının ardından bir süre Suriye'ye hicret ederek buraya yerleşen Şeyh Abdurrahim, 1937 yılında CHP iktidarının Dersim’de gerçekleştirdiği katliamı ve Müslüman halka yönelik uygulanan ağır zulümleri duyunca büyük bir sarsıntı yaşadı. Yaşanan bu büyük katliamı ve zulmü kaldıramayan Şeyh Abdurrahim, rejim baskısına karşı halkı yeniden örgütlemek ve mücadele ateşini harlamak amacıyla yaklaşık 20 kişilik bir mücahid grubuyla birlikte Suriye’den Türkiye’ye geri dönme kararı aldı. Dava arkadaşlarıyla birlikte intikal halindeyken Diyarbakır'ın Bismil ilçesi Salat köyü sınırlarında yer alan Perxane Ovası’na (Deşta Perxane) ulaştıklarında, bölge genelinde tarihin en acı pusu hazırlıklarından biri devreye sokulmuştu.
Bölge Hattında Kurulan Sinsi Tuzak ve İhanetin Çirkin Yüzü
Şeyh Abdurrahim ve arkadaşları, bölgenin sarp coğrafyasında varlık mücadelesi verirken, grubun içerisine sızmış olan ve Balıkesirli Yüzbaşı Ziya olarak bilinen bir şahsın ihanetiyle karşı karşıya kaldılar. Mîrqulya (Çeltikli) köyünden Şeyh Salih’in canlı tanıklığına göre Yüzbaşı Ziya, Aşağı Salat köyüne giderek kendisini Bismil Jandarma Komutanı olarak tanıttı ve askerleri için erzak toplama bahanesiyle köylüleri yanına çekmeye çalıştı. Ancak 1925'ten beri devlet adına çalışan ve gerçek Bismil Jandarma Komutanı’nı tanıyan Emerê Koperî, bu oyunu bozdu. Kimliği açığa çıkan Yüzbaşı Ziya, gruba Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdurrahim’in liderlik ettiğini itiraf ederek karakola ihbarda bulundu.
Dönemin gazeteleri ve dengbêjlerin kılamları ise olayı daha derin bir ihanet ağıyla örer; Wusifê Rehîma ve Silêmanê Evdilqadir gibi bölgedeki kimi isimlerin de bu büyük pusuda parmağı olduğu ağıtlarla günümüze taşınır.

Deşta Perxane’de Kanlı Pusu: Tarlalar Alev Alev Yandı
Mücahid grubun ovada mola verdiği sırada, grupta yer alan ve iş birliği yapan bazı isimlerin ihbar mekanizmasını çalıştırmasıyla askeri birlikler alarma geçti. Devletin durumdan haberdar olmasıyla birlikte Batman, Bismil, Kurtalan, Siirt ve Diyarbakır’dan sevk edilen binlerce asker ile bölgedeki milis kuvvetleri, Perxane Ovası’nda Şeyh Abdurrahim ve arkadaşlarının etrafını tamamen kuşattı.
Ekinlerin olgunlaştığı ve buğday başaklarının yükseldiği temmuz ayında, saklanan mücahidlerin kurtulmasını engellemek amacıyla etraftaki tüm buğday tarlaları askerler tarafından ateşe verildi. Alevlerin, yangının ve yoğun dumanın ortasında kalan Şeyh Abdurrahim ile arkadaşları, aynı zamanda yoğun bir makineli tüfek ateşiyle tarandı; gruptaki mücahidlerin tamamı ya dumandan boğularak ya da kurşunlanarak şehadete erdi. Çatışmanın ardından bazı şehidlerin başları ve organları kesilerek işkence yapılırken, Şeyh Abdurrahim’in mübarek bedeni tarladaki yoğun dumanın arasında askerler tarafından ilk etapta bulunamadı.
Alevlere Teslim Olan Buğday Tarlaları
Liderlerini kaybeden grup, kuşatmayı yarmak amacıyla cenazeyi geride bırakarak ilerlemeye çalıştı. Kilometrelerce süren amansız bir takibin ardından nehir kenarlarına ve pirinç tarlalarına sığınan direnişçiler, Dırık (Dikenli) köyü yakınlarında yeniden sarıldı. Alay komutanının emriyle, grubun saklandığı devasa buğday tarlası ateşe verildi. Kundaklanan tarladan yükselen alevler göğe yükselirken, grup hem yangının dehşeti hem de acımasız makineli tüfek ateşi altında kaldı; 7-8 yiğit o buğday tarlasında yanarak ve kurşunlanarak şehit oldu.
İhanet Hiç Bitmedi
Yangından sağ kurtulmayı başaran Şeyh Misbah, Selahaddin ve Savurlu Ali Bey, nehir kenarındaki çalılıklarda gizlenerek ilk günü atlattılar. Ancak açlık ve çaresizlik peşlerini bırakmadı. Şeyh Misbah, yardım umuduyla sığındığı Heşter köyünde bir akrabasının ihbarı sonucu etrafı sarılınca, köye zarar gelmesin diye teslim oldu; fakat karakola götürülürken yolda acımasızca katledildi.
Grubun son iki neferi Selahaddin ve Savurlu Ali Bey ise yol bilmediklerinden Diyarbakır yakınlarındaki Qelecûk köyüne kadar geldiler. Açlıktan bitap düşmüş halde bir çobandan yardım isteyen Selahaddin, yiyecek almak için girdiği köyde şüphe çeken yara izleri yüzünden ele geçirildi. Aynı tuzakla Savurlu Ali Bey de yakalandı. İki dava arkadaşı Bismil’e götürülürken yolda şehit edildi.

Mirkulya Köyünden Yükselen Canlı Tanıklık: Seyyid Abdurrahim Yıldız
Şeyh Abdurrahim’in şehadetinden sonra Becirman seyyitlerinden Seyyid Abdurrahim Yıldız, olayın tüm çıplaklığını babası Seyyid Şeyhmus Yıldız'ın aktarımlarıyla gün yüzüne çıkardı. Olayın yaşandığı 1937 yılında, Batman ile Bismil arasındaki karayolu üzerinde bulunan ve şu an tamamen yıkılmış olan Mirkulya köyünde doğduğunu belirten Yıldız, babasının bu büyük kahramanın anısını yaşatmak için kendisine Abdurrahim ismini verdiğini ifade etti. Çatışma yerinin köylerine çok yakın olduğunu söyleyen Yıldız, katliamın büyüklüğünü ve askerin yarattığı korku iklimi nedeniyle günlerce kimsenin olay yerine yaklaşamadığını aktardı.
14 Gün Boyunca Sıcakta Bozulmayan Mübarek Bedenin Mucizesi
Katliamın üzerinden tam 14 gün geçmesine rağmen asker korkusuyla cenazelere dokunulamamışken, köyün ileri gelenlerinden Hacı Muhammed Ali Şeveş’in uyarısıyla Seyyid Şeyhmus Yıldız ölümü göze alarak gizlice tarlaya gitti. Temmuz ayının kavurucu sıcağı ve yakıcı güneşi altında iki hafta boyunca açıkta bekleyen Şeyh Abdurrahim’in mübarek bedeninde en ufak bir bozulma veya kokma olmadığını hayretle müşahede eden babasının aktarımlarını paylaşan Yıldız, vücudunun sanki o an ruhunu teslim etmiş gibi sıcak ve canlı olduğunu belirtti. Üzerinde hiçbir kurşun veya darbe izi bulunmayan, tamamen dumandan boğularak şehit olan Şeyh Abdurrahim'in göğsünde sadece bir kartalın açtığı küçük bir delik olduğu, o kartalın da hemen birkaç metre ötede cansız şekilde yattığı görüldü. Kıt imkânlar ve büyük bir gizlilik içinde, eski bir çuval eşliğinde elbiseleriyle toprağa verilen Şeyh Abdurrahim, adeta ilahi bir koruma altında ebedi istirahatgahına uğurlanmış oldu.
Amaç Sadece İslam ve Şeriat Davasıydı
Şeyh Said ve Şeyh Abdurrahim’in yürüttüğü mücadelenin yegane amacının İslam dinini ihya etmek ve şeriatı hakim kılmak olduğunu vurgulayan Seyyid Abdurrahim Yıldız, İsmet İnönü önderliğindeki CHP iktidarının Müslüman halka uyguladığı baskıları sert bir dille eleştirdi. O dönemde Kur'an okumanın yasaklandığını, medreselerin ve camilerin ahırlara çevrildiğini, ezanın Türkçeleştirildiğini ve hatta Diyarbakır Ulu Camii’nin askeri kışla olarak kullanıldığını hatırlatan Yıldız, halkın İslami kurtuluşunu hedefleyen bu davanın bazı yerel ağa ve aşiretlerin parayla satın alınması ya da korkarak geri çekilmesi sonucu ihanete uğradığını ifade etti.

Şeyh Abdurrahim'in Mezarı Üzerinde Türbe Ve Mescit
Geçmişte rejimin baskısı ve takibat korkusu nedeniyle oldukça sade ve gizli tutulan o ilk mezar yeri, sonraki yıllarda vefakar bölge halkı tarafından ihya edilerek unutulmadı. Çok daha sonraki süreçte Şeyh Abdurrahim'in mezarı üzerinde büyük bir türbe ve mescit inşa edildi. Bugün Batman-Bismil Karayolu üstünde yer alan Şeyh Abdurrahim'in türbesi, her yıl Batman başta olmak üzere bölgenin dört bir yanından gelen çok sayıda insan tarafından saygı, özlem ve dualarla ziyaret edilmeye devam ediyor.



