ABD merkezli hukuk kuruluşu Global Echo Litigation Center tarafından yayımlanan rapora göre, Avrupa Birliği'ne 'israil menşeli' olarak giren gıda ürünlerinin yaklaşık beşte biri gerçekte işgal altındaki Batı Şeria'daki yasa dışı işgalci siyonist rejim yerleşimlerinden veya uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından işgalci siyonist rejim toprağı olarak kabul edilmeyen Golan Tepeleri'nden geliyor.
Raporda, Avrupa Birliği'nin yirmi yılı aşkın süredir yerleşim ürünleriyle işgalci siyonist rejimin uluslararası kabul gören sınırları içindeki ürünleri ayırdığını iddia etmesine rağmen, bu ayrımın sınır kapılarında fiilen uygulanmadığı belirtildi. Araştırmaya göre hurma, narenciye ve tahin gibi ürünler, işgal altındaki bölgelerde üretilmelerine rağmen Avrupa pazarına işgalci siyonist rejim ürünü olarak sokularak gümrük avantajlarından, organik sertifikalardan ve çeşitli ticari ayrıcalıklardan yararlanıyor.
İnsan hakları savunucuları, durumun yalnızca bir etiketleme sorunu olmadığını, Avrupa'nın kamuoyu önünde eleştirdiği yerleşim politikalarını ekonomik olarak desteklemesi anlamına geldiğini vurguluyor.
Human Rights Watch Avrupa Birliği Savunuculuk Direktör Yardımcısı Claudio Francavilla, rapora ilişkin değerlendirmesinde 'Avrupa Birliği, yasa dışı yerleşimlerle ticaret yaparak her gün kınadığı ihlalleri finanse ediyor. Etnik temizlik ve apartheid suçlamalarıyla gündeme gelen bir sistem ekonomik olarak destekleniyor.' ifadelerini kullandı.
Araştırmada 30 binden fazla ihracat belgesi incelendi. Bulgulara göre 2017-2026 yılları arasında Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Norveç ve İsviçre'ye gönderilen 5 bin 900'den fazla sevkiyatın yüzde 17,2'si işgal altındaki bölgelerden kaynaklandı. Sadece Avrupa Birliği'ne gönderilen ürünlerde bu oran yüzde 19,2'ye yükseldi.
Rapora göre ihracatçılar ürünlerin gerçek kaynağını gizlemek için çeşitli yöntemler kullanıyor. Bazı şirketler işgal altındaki bölgelerdeki üretim noktalarını belirtirken menşe ülke olarak işgalci siyonist rejimi gösteriyor. Bazıları ise işgalci siyonist rejim içinde sahte adresler kullanıyor. Ayrıca yerleşimlerde üretilen ürünlerin işgalci siyonist rejim içindeki ürünlerle karıştırılarak tek sevkiyat halinde gönderildiği belirtiliyor.
Araştırma, Avrupa denetim sisteminin büyük ölçüde ihracatçıların beyanlarına dayanması nedeniyle kolaylıkla aşılabildiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, açıklanan rakamların gerçeğin altında olabileceği görüşünde.
Raporda dikkat çeken bir diğer unsur ise işgalci siyonist rejim hükümetinin uyguladığı geri ödeme sistemi oldu. Buna göre Avrupa gümrüklerinin yerleşim ürünlerine uyguladığı ek vergiler, işgalci siyonist rejim tarafından ihracatçılara geri ödeniyor. 2006 yılından beri devam ettiği belirtilen uygulamanın bugüne kadar yaklaşık 63 milyon euroya ulaştığı tahmin ediliyor. Böylece Avrupa'nın uyguladığı yaptırımların büyük ölçüde etkisiz hale geldiği ifade ediliyor.
Uluslararası Adalet Divanı'nın 2024 yılında yayımladığı danışma görüşünde devletlere, işgalci siyonist rejimin işgal altındaki topraklardaki varlığını destekleyen ticari ilişkileri önleme çağrısı yapılmıştı. Buna rağmen Avrupa Birliği'nin yerleşim ürünlerinin pazara girişini engelleyememesi, Brüksel'in uluslararası hukuk konusundaki tutarlılığını yeniden tartışmaya açtı.
2025 yılında Human Rights Watch'un da aralarında bulunduğu 160'tan fazla sivil toplum kuruluşu ve sendika, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e çağrıda bulunarak işgalci siyonist rejimin yasa dışı yerleşimleriyle tüm ticaretin yasaklanmasını istemişti. Ancak bugüne kadar Avrupa Birliği düzeyinde kapsamlı bir yasak kararı alınmadı.
İşgalci siyonist rejim ve Avrupa Komisyonu ise raporda yer alan iddialarla ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.
Uzmanlar, ortaya çıkan tablonun Avrupa Birliği'nin insan hakları ve uluslararası hukuk konusundaki söylemlerinin ciddi bir güvenilirlik sınavıyla karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirtiyor. (İLKHA)




