AMED SOKAKLARINDA DİRİLDİK ANNE…

Article

Biz Allah’a inanmış bir grup gençtik. Yürekleri Allah ve insan sevgisiyle dolu bir avuç genç… Allah’a ve insanlığa karşı vazifemizi ifa etme aşkıyla yola koyulduk anne. İnanıp akidemizi yaşamak istediğimizden hep yalnız bırakıldık, horlandık, itildik, kakıldık, tehdit edildik, anne. Ama kutlu yürüyüşe hep devam ettik. Ufak ama sabit ve doğru adımlar attık. Gün oldu kınandık, sövüldük, dövüldük, sokak ortalarında vurulduk. Gün oldu camilerden alındık, zindanlara atıldık, sürgünlere tabi tutulduk anne. Gün geldi mescitlerde kurşunlara dizildik. Gün geldi evlerde, sokaklarda, mescitlerde Kur’an bülbülü, hizmetkârı olduk. Gün geldi hep beraber ağladık, gözyaşımıza ortak olacak bir dost bulamadık. Gün oldu hep beraber sevindik, gülüştük, sevincimize katkı sunacak bir simaya hasret kaldık anne. Kıyımlardan, işkencelerden geçtik. Tek suçumuz ise inancımız ve İslami duruşumuz idi anne. İnanır mısın anne, anadan uryan her türlü hakaret ve işkencelere maruz kalırken bile Allah dedik, namaz kıldık, Hasbunallah deyip, yüce zatı ve onun kelamı Kur’an-ı okuduk, haykırdık ve yücelttik anne. Zindanları bile Medrese-i Yusufi’ye ye çevirdik. Her birimiz Saitlerin rahle-i tedrisatında Şakirt olduk. Kamil birer kul olma yolunda hep birbirimizle hayırda yarıştık. Bırr’da (iyilikte) yardımlaştık… Canımızla, malımızla ve dilimizle İslam’a ve insanlığa hizmet etmeye çalıştık. DERDİMİZ ISLAH VE İHYA İDİ ANNE Davamız ve derdimiz hep ıslah ve ihya idi. Onun için hep ıslah ve ihya ettik. Bunun için hiçbir mahluktan bir karşılık beklemedik. Hep ecrimizi yüce mevladan talep ettik. Çoğu zaman hizmetimizin karşılığı ‘Habibun Neccar’ gibi öldürülmek oldu anne. Evet, biz insanlık adına Bismillah deyip yola koyulan beş muvahhit gençtik. Fakire, yetime, kimsesize aş olma, yar olmak için anne. Açlıktan nefesi kokana bir lokma et ulaştırmak için fikri hür, zikri hür, vicdanı ve davası hür ve hürriyeti Allah’a kullukta arayan beş cesur yürekli genç… VİCDANI ÖLMÜŞLERE VİCDAN OLDUK Vicdanı ölmüş insanlığa vicdan olup, mazluma, Mustazaf’a muhacire ve mülteciye umut olup, çığlığına ses olup ses vermek için Allah deyip sürgünler, zindanlar, şehitler, Saitler ve sahabeler diyarı mazlum Amed’in dar sokaklarında vakar ve iffetle yürüdük anne. Mazlumları sevindirdikçe sevindik. Yetimi doyurdukça aşka geldik, cezbeye kapıldık. Ulaştırılması gereken yerlere kurbanları ulaştırdıkça şevke geldik. Şevkimiz arttıkça kurbanlıkları daha fazla yere ulaştırmaya çalıştık… Ve sonunda bir Habil olup İsmailce adandık. Bir Habibun Neccar olup ezildik, büzüldük, Allah dediğimiz için hendeklerde yakılanlar misali yakıldık. Bir şeyi itiraf edeyim mi anne? Emin ol bütün bunları yaşarken bir acı, bir ızdırap hissetmedik anne. Zalimler, fani bedenimizle oynarken bizi lütfüyle tertemiz kılan Rabbimiz ruhlarımızı Firdevs’te yeşil kuşların kursağına alıp cennet bahçelerinde seyrü sülük ettiriyordu anne. Ve biz bedenimizle, azalarımızla oynayan zavallılara Müslüman halkımız adına üzülüyor, acıyıp ve utanıyorduk anne. İLK GÜNKÜ GİBİ MAHZUNSUN ANNE Biliyorum, hala ilk günkü gibi masum, mahzunsun anne. Hala şahadetim bir kor ateş gibi yüreğini yakıyor. Hala ismimi, mazlumiyetimi, yalnızlığımı, firakımı konuşurken, sayıklarken tir tir titriyorsun anne. Hala gözlerin kan kırmızı… Hayır anne… Kalk ve sevin. Hacer validemiz gibi teslimiyetini göster. Zeynep annemiz gibi kurbanını sun hak tealaya. İslamboli’nin annesi gibi şahadet şerbetini dostlara dağıt anne. Çünkü Kâbe’nin Rabbine and olsun ki ben kazandım, biz kazandık anne. Hatırlar mısın anne? Ufakken sensiz kalmaktan ve bir de ölümden çok korkardım. Yalnız kaldığımı hissettirmemen için yiğitleri, Saitleri, şehitleri, şanlı direniş ve şahadetlerini ninnilerle uyumam için söylerdin, buna rağmen korkardım. Özellikle ölümden… Öleceğimi ve hiç kimsenin ölümden kurtulamayacağını bildiğim halde korkardım anne. Hem mezarlıklardan ve mezara gireceğimden de çok korkardım. Ölümden ve mezardan kurtulmak için birçok defa çareler düşünürdüm anne. ŞEHADETLE DİRİLDİK Sonunda Rabbimiz nasip etti ve şahadetle bizi ölümden ve kabir azabından azade etti. Ve biz şahadetle dirildik, ölümün bize düşen payını öldürdük anne. ‘Tüm nesillere ve çağlara çağrı olan şahadetle’ hayatı hem de ölümsüz bir hayatı kazandık anne. Dünyalık adına bizi bağlayan tüm prangalardan, zincirlerden, bağlardan azade olduk anne. Bütün beşeri ve dünyevi yüklerden kurtularak bir güvercin kadar hafif ve tertemiz bir şekilde göğe yükseldik anne. … Biz parçalanmış aziz bir ümmetin yetim bırakılmış mazlum bir halkın bedenleri lime lime edilmiş öksüz çocuklarıyız anne. Biz erdemli bir topluluğun sahipsiz bırakılmış umutla beklenen imanlı nesliydik anne. Biz bu toprakların ana unsuruyduk, yabancısı olduk. Vicdanı, ruhu ve sahibiydik ama mahkûmu ve muhaciri olduk anne. Biz mazlumun, yetimin, garibin sığınağı, barınağı, umudu ve hayaliydik, hayallerimizle beraber imha edildik anne. GARİP ÜMMETİN GARİP EVLATLARIYIZ Biz iki ateş arasında bırakılmış Allah’tan başka dostu ve velisi olmayan garip ümmetin garip evlatlarıydık anne. Ne mutlu biz gariplere… İki ateş arasında iman, İslam üzere takva ve ihlâsla direndik. Kimse anlamasa da, görmese de, yar olmasa da gerçek budur anne. Evet; görülmedik, anlaşılmadık, belki sevilmedik ama biz her mazlumu, her mümini, her Allah diyeni gördük, anlamaya çalıştık, yar ve yardımcısı olduk, onu Allah için sevdik anne. Herkes kendi zaviyesiyle, gözlüğüyle bizi anlamak istedi. Kimisi çekildiği köşesinde kendisiyle meşgul olup görmek istemedi, gözüne taktığı siyah gözlüğüyle bizi karalamaya çalıştı. Kimisi kin ve nefretiyle, öfkeyle bize baktı. Kimisi kulağına tıkadığı pamuğuyla bizi dinlemeye çalıştı. Kimisi kokuşmuş ırki, faşizan duygularıyla bizi değerlendirdi. Kimisi sentezciliğiyle bize karşı durdu. Kimisi korktuğu için, kimisi dünyası ve makamı için, kimisi gurupçuluğu için, kimisi hasedi, kimisi batılı hakk, kimisi hakkı batıl gördüğü için bizi dışladı, bizi ötekileştirdi, yalnızlaştırdı. Kara propagandasıyla algılar oluşturdu. Sonunda yine yalnız başımıza tek yürek kaldık ama teslim olmadık… Yılmadık, İbrahimce direndik, İsmailce adandık. KARA VİCDANLARA DOĞAN BİRER GÜNEŞ OLDUK Ve sonunda Amed’in sokaklarında şahadetle dirildik. Mazlum halkın Mustazaf, Müvvahit evlatları olarak dimdik ayakta kaldık. İnsanlığın kara vicdanına doğan birer güneş olduk. Saitleri diyarında Hüseyince yola koyulduk, birer Sait olarak Rabbe yürüdük, kurban olduk. Bu yolda mücadelenin her anında yanı başında bizi hisset anne. Bu kavganın her anında birer şahit ve şehit olarak var olmaya devam edeceğiz anne. Amed’in semalarında yol gösteren birer yıldız olacağız anne. Ben Yasinim, Hüseynim, Hasanım, Riyadım, Cumali ve Turanım. Allah için, insanlık için ve hizmet yolunda hürriyet mücadelesinde bir kurbanım…

Yazar Hakkında

Toplam

2

Makale

MOLLA OSMAN TEYFUR

Önceki “KÜRDİSTAN ÂLİMLERİ BULUŞMASI” ÜZERİNE…
Sonraki

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.