Kürtler, Mustazaflar ve ‘Millîlik’

Article

 

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediği kadar artırır. Gerçekten Allah her şeye kâdirdir.” (35, Fâtır Sûresi/1)

Okurlarımızın Şerif-i Ramazan’ını en samimî duygularımla tebrik ederek başlamak istiyorum. Allahû Tealâ içinde bulunduğumuz bu mübarek ayda ibadetlerimizi ve duâlarımızı yüce katında kabul buyursun. İdrâk ettiğimiz Ramazan’ın nurundan Ümmetimizin ve halkımızın yeniden kurtuluş ve yükseliş için layığıyla nasiplenebilmesi duâsıyla…

Zulüm şartlarında ve tarihin akışındaki kırılma noktalarında birbirlerine çok uzak ve zıt görünen cenahlar arasında fevkalade sağlam ve yapıcı sempati ilişkileri gelişebilir.  Bu tür yakınlaşmaların örneklerini hem millî hafızamızda, hem de yurt dışındaki pratiklerde tespit etmek mümkündür.

‘Millî’ diyorum; bu kavramın içini doldurmak (hakkıyla doldurabilmek) düşünen-düşünebilen tüm kesimler için elzemdir. Bu bağlamda ‘nasıl bir millîlik?’ sualinin en yakıcı hâliyle cevaplandırılmasının gereğine inanıyorum. İstanbul’u, Anadolu’yu, Mezopotamya’yı ve dahi Kürdistan’ı asırlar boyunca yoğuran imanı, yani İslâm’ı şuur ve eylem planlarında içselleştiremeyenden ‘millî’ olabilir mi örneğin? Sanmıyorum. Keza bu topraklarda yaşayan çeşitli kavimleri tüm kültürel dallarıyla yok sayarak, inkâr ve imha ederek, aşağılayarak ‘millî’ bir tutum geliştirebilir miyiz? İmkânsız.

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (49, Hucûrat Sûresi/13).

Bu noktada şu Hadis-i Şerif’i hatırlatmakta fayda vardır: Vasile b. El-Eska’ anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.m)’e “Kişinin kavmini sevmesi asabiyet/ırkçılık sayılır mı?” diye sordum. “Hayır, asabiyet/ ırkçılık, kişinin kavminin yaptığı zulmüne yardımcı olmasıdır.” diye buyurdu. (bk. Ahmed b. Hanbel, 4/107; Mecmau’z-zevaid, 6/244).

O halde bu zaviyeden bakıldığında bugün kendisini ‘milliyetçi’, yani bir bakıma ‘millî’ addeden kişi ve kurumların ırkçılıklarını gayrı-İslamî bir tavır olarak nitelendirmek, öyle zannediyorum ki, abesle iştigal olmayacaktır. ‘Millîlik’, ancak Kur’an-ı Kerîm’de ifade bulan ve kavimlerin ‘birbirleriyle tanışma’, başka bir deyişle birbirleriyle müsbet ilişkiler tesis etmesi emrini yerine getirmekle şekillenebilir.

Peki, bunları niçin söylüyorum? Bir defa şahsî hiçbir çelişkimin, tutarsızlığımın olmadığını ispat etmek için. İkincisi ise, güncel meseleler ışığında yaşadığımız (özelde Müslüman Kürt halkının yaşadığı) elim hadiselere bir yorum getirebilmek için…

PKK’nin içteki ve dahi dıştaki karanlık müttefikleriyle Müslümanlara yaptığı zulümlerin çok ciddi bir biçimde yoğunlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Yasin Börü kardeşimizin ve Aytaç Baran Hoca’mızın şehadetleri (Allah şehadetlerini kabul buyursun) mevzubahis şiddetin en acı ve fakat en çarpıcı göstergeleridir. Keza PYD’nin Rojava bölgesinde (ve o kuşağın tamamında) yerli Müslüman halka karşı tatbik ettiği tehcir ve baskı da iddiamıza getirebileceğimiz güçlü bir dayanak mahiyetindedir.

 

Türkiye’deki Beyaz Türk egemenliğindeki medya ve sivil toplum kuruluşları da bu sürece doğrudan veya dolaylı olarak müdahil oluyor. HDP’yi ve HDP aracılığıyla PKK’yi ve onun barbarlık çarkını savunmak, meşrulaştırmak için desteklerini esirgemiyorlar. ‘Sükûnet’ ve ‘sağduyu’ çağrıları daima bölgenin mustazaflarına, mazlumlarına, inancından başka bir şeye tutunmayanlara yapılırken; HDP yetkililerine ise ‘cici’ ve ‘demokrat’ çocuk rolünü üstlenebilmeleri için sınırsız propaganda fırsatları sunuluyor…

Kuşkusuz sabırda hayır, fazilet, erdem ve belki de en önemlisi iman vardır. “Ey inananlar, sabretmek ve namaz kılmakla Allah'tan yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerledir.” (2, Bakara Sûresi/153). Sabır, mücadelenin yalnızca bir başka adıdır ve bu zor dönemlerde Allah’ın ipine sarılmak en büyük direniştir.

HDP Batı kesimlere ve dış dünyaya kendini her ne kadar ‘çoğulcu’ ve ‘toleranslı’ gösterse de, kurucu stalinist çekirdeğini ve ardındaki Marksist-leninist ‘iradeyi’ asla aşamayacaktır. HDP’nin stalinizmi kâh Cami ve Kur’an düşmanlığıyla, kâh arkasındakinin iç ve/veya dış tasfiye teşebbüsleriyle elbet patlaklar verecek (veriyor bile) ve maskesini düşürecektir.

Benim naçizâne tavsiyem; hem son seçimde HDP’ye yönelen Kürtlerin bir an evvel kendi hakikatlerine dönmeleri, hem de ‘millî’ olduğunu öne sürenlerin at gözlüklerini ve inkârcılıklarını bir kenara atmalarıdır. Neden mi? Çünkü ben de Mehmed Göktaş Hoca gibi bugün Allah’ın (c.c) bu coğrafyada İslâm’ın bayraktarlığını Müslüman Kürtlere verdiğine inananlardanım.

Yasin Börü’nün vahşice katledilmesine isyan etmeyenden ve Aytaç Baran’ın uğradığı kalleşçe saldırı karşısında feryat etmeyenden ne ‘millî’ olur, ne de ‘milliyetçi’… Peki, Müslüman olabilir mi? O’nun takdiri şüphesiz Allah’ındır…

 

Kürdistan bölgesinde Müslüman halka karşı benimsenen sindirme siyasetine karşı gelmeyenden-gelemeyenden ne ‘millî’ olur, ne de ‘milliyetçi’. Her aklı başında ferde çağrım, tabulaşmaya yüz tutan tarihî-ideolojik tüm karşıtlıkları elinin tersiyle itmesi ve ‘iyi bir Müslüman’ olmaya çalışmasıdır. Yarın çok geç olmasın.

Yazar Hakkında

Toplam

1

Makale

SİNAN BAYKENT

Önceki
Sonraki

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.