MUHATAP KİTLE VE İKNA YÖNTEMİ

Article

İslam davetçilerinin karşılaştığı en büyük problemlerin başında gelen “muhatap kitlenin iknası” meselesi tüm Peygamberlerin (Aleyhimusselam) ve ümmetlerinin ilgilendiği, yöntem arayışları içerisinde olduğu ve her daim mü’minlerin önünde problem olarak duran bir husustur.

Milyarlarca insanın yaşadığı günümüz dünyasında, teknolojinin kullanıma sunduğu birçok araç gereç ile kolaylaştığı sanılan iletişim, aslında yeni problemler ortaya çıkarmıştır. Kolayca her türlü bilgiye ulaşabilen insanlar artık bilgiye ulaşmanın zorluğunu değil, güvenilir bilgiye ulaşmanın zorluğunu yaşıyor. İletişimde niceliksel gelişim sağlayan teknik gelişimler ile çağımızın en büyük ihtiyacı haline gelen nitelikli bilgi artık ulaşılması zor bir hal almış durumda.

Bu kadar karmaşık hale gelen iletişim dünyasında İslam davetçilerinin muhataplarını ikna meselesi bu kadar imkân olmasına rağmen daha da zorlaşmıştır. Hemen hemen her davetçinin kendine yönelttiği sorulardan biri haline gelen ikna etme meselesi, aslında Hz. Peygamberin(sav) özellikle Mekke döneminde müşrikleri İslam’a davet ederken karşılaştığı zorluklar göz önüne alındığında öyle kolay olmadığı görülecektir.

Cahiliye dönemi diye adlandırılan o dönemde dünyada yaşayan insan sayısı iki yüz elli milyon kişi olarak tahmin edilirken, Mekke’de yaşayan insan sayısı ise yirmi beş bin kişi olarak tahmin ediliyor. İki yüz elli milyon insana karşı tek başına yola çıktığı bu dönemde Hz. Resulullah’ın(sav) ne kadar zorluk çektiğini anlamak zor olmasa gerek. Öyle ki Hz. Resulullah(sav) da bu durumun farkındaydı ve müşriklerin iknası için gecesini gündüzüne katıp her türlü zorluğu göğüsleyip, onlara ulaşmaya çalışıyordu.  O kadar mücadele ediyordu ki müşrik liderlere davet için defalarca gitmiş, birçok defa istediği sonucu elde edememişti. Bu durum Hz peygamber’i(sav) öylesine üzmüştü ki Resulullah aleyhisselam kendini harap ediyordu. Rabbi Rahim, elçisinin bu derece sıkılması üzerine ayet ferman buyuracaktı: “Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin!”1

İslam davetçilerinin çoğu defa dile getirdiği “Resulullah aleyhisselam insanları kolayca ikna ediyordu” söylemi kısmen haklılık payı olmasına rağmen, aslında uzun süreli mücadelenin sonuç getirdiği bir durumdur.  Bununla birlikte, Resulullah’ın(sav) da insanları öyle kolay ikna edemediğini özellikle Mekke’deki yirmi beş bin insan arasından hicret edene kadarki on üç yıllık mücadele sürecinde iman eden kişi sayısının üç yüz elliyi bulmuyor olmasından anlaşılmaktadır.

Mekke döneminde henüz devletsel gücü arkasına alıp davette toplumu değiştirme adına yönetim gücüne ulaşılamamış, ancak cemaat halinde davet eden bu kadar yetenekli çekirdek kadronun da içinde olduğu bir davet çalışması içerisinde olunmasına rağmen, on üç yıllık bir mücadelede yirmi beş bin insan arasından, en fazla üç yüz elli insan ikna edilmişti.  Bu sayı azımsanacak bir sayı olmamakla birlikte, Resulullah’ın(sav) kendini “helak edecek” derecede çaba sarf ettiğini, sahabilerin de bu uğurda çeşitli sıkıntılara, imtihanlara maruz kaldığını ve o kadar çabaya rağmen iman edenlerin sayısının azlığından olacak ki bu durumun Hz. Resulullah’ı(sav) da fazlasıyla rahatsız ettiğini söyleyebiliriz.

Öylesine üstün karakter sahibi, kavmi tarafından “El Emin” diye adlandırılan, Kur’an’ın “Usve-i Hasene” dediği bir zatın ve O’nun güzide ashabının kendi halkını iknasında bu kadar zorluklarla karşılaşmış olması asla tesadüfî bir durum değildir. Bu durumu Allah’ın(cc), elçisinden sonra gelecek kulları için bir numune, bir misal göstermek istemesi olarak da okumak mümkündür.

Hazreti Nuh’un(as) da dokuz yüz elli yıllık Allah’ın(cc) dinine çağırma mücadelesinde iman edenlerin sayısının rivayetlere göre en fazla seksen olduğu2, buna rağmen Hazreti Nuh’un(as) bu mücadeleden asla vazgeçmediği bilinmektedir.

Yine Hazreti Musa’nın(as) Firavun ve kavmi İsrailoğulları ile olan mücadelesi, İsrailoğullarının defalarca Hazreti Musa’yı(as) yarı yolda bırakması, defalarca Allah’ın(cc) izni ile apaçık mucizeler göstermesine rağmen hem Firavun’un hem de kendi kavminin değişik şekillerde gadrine uğraması Hz. Musa’nın(as) da ikna etmede türlü sıkıntılar yaşadığını göstermektedir.

İslam davetçileri şunu çok iyi bilmek durumundadır; davetçinin mesuliyeti asla onları hidayete erdirmek değil, sadece onların hidayet bulması için bu uğurda mücadele vermektir. Yukarda zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz tüm Peygamberlerin(Allah hepsinden razı olsun) hayatları iyice tahlil edildiğinde görülecektir ki Peygamberler de muhataplarını ikna için ellerinden gelen her türlü çabayı sarf ettikten sonra onların hidayet bulması için dua etmişler ve kimi Peygamberlerin çok az inananı olmuş, bir kısım Peygamberlerin de hiç inananı olmamıştır.

Allaha Teâlâ’nın Kur’an’da Peygamberlerden bahsederken genellikle onların kavmi ile olan mücadelesine yer vermiş olması, defalarca “inkâr ettiler, yüz çevirdiler…” gibi tabirlerle çoğu yerde geçmiş kavimlerin inkârına değinmesi, tüm Peygamberlerin bu şekilde zorluklarla sınandığının dile getirilmesi her anlatılan kıssadan kendimize pay çıkarmamız için güzel örneklikler oluşturmaktadır.

Hz. Resulullah’ın(sav) müşrikleri ikna etmek için o kadar mücadele etmesinden sonra kavminin onu inkâr etmesi öylesine zoruna gitmişti ki Allah(cc); “Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma” 3 ayetini ferman buyurarak görevinin sadece davet etmek olduğunu, hidayetin kendisinin elinde olduğunu Resulüne hatırlatmıştı.

İslam davetçileri de tüm Peygamberlerin kıssalarından kendine pay çıkarıp kendisini hidayete ulaştıran değil, sadece insanların hidayete ulaşmasında vesile olabileceğini bilmeli ve bu doğrultuda elinden gelen her türlü çabayı sarf ettikten sonra dua ile muhataplarının hidayeti için Allah’tan(cc) yardım dilemelidir.

Yazar Hakkında

Toplam

1

Makale

BEDİR KARAKAYALI

Önceki
Sonraki

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.