NE İSTİYORSUNUZ?

Article

 

   

  Bir millet uyanıyor. Maskeler düşüyor, gerçek yüzler, gerçek renkler görülüyor. Daha fazla kanmayacak bu halk. Devletin neredeyse bir asırdır Kürtler üzerinde oluşturduğu korku psikolojisi, on yıldan bu yana devam eden bir sürecin neticesi olarak atlatıldı çok şükür. Şimdi sıra Marksist Leninist örgütün oluşturduğu korku psikolojisinin yıkılmasında.

Sahi siz kimsiniz, nedir derdiniz sizin? Hiçbir ilkeniz, erdemli yanınız yok mu sizin? Milletin parasını festival ve eğlencelerle heba edip, genç kızlarımızı ve erkeklerimizi buluşturmaktan ne zevk alıyorsunuz? Bu millete yutturmak için Zerdüştlüğü  allayıp pullamaktan sıkılmadınız mı?

Peki ya siz kürt kadınından ne istiyorsunuz? Annelerimizi sokaklara sürmenizin, ellerine, üzerinde ne yazdığını dahi bilmedikleri pankartlar verip öne sürmenizin maksadı ne? Kadınları durmadan dışarıya çıkarma gayretinin gerçek sebebini izah eder misiniz? Yarım yamalak ve tek icraatınız  olan park bahçe çalışmalarınız, yeşile olan sevginizden değil mi yoksa?

      Müslüman Kürt halkına saldırmaktan, dini ve örfi değerleriyle savaşmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz. İnsanlar şapkalarını önlerine koyup düşünüyor iyiden iyiye. Devletin zulmüne karşı yanınızda saf tutanlar, sizin zulmünüze, tahammülsüzlüğünüze tanık oldukça terk edecek sizi. Neden mi? İçip içip sağa sola sataşan sarhoşlar gibi, sataşmadığınız yer kalmadı çünkü. İslami derneklerden parti binalarına, Cami imamlarından tarikat şeyhlerine, erkek ve kız öğrenci yurtlarından dersanelere ve Kur’an kurslarına kadar saldırdınız hep. Gece karanlığında hendekler kazıp Uhdud ashabı gibi, iman sahiplerinin evlerini ateşe verdiniz. Nasıl bir savaş ahlakına sahipsiniz böyle ki; kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden kan kusan namlulara hedef yaptınız. Gencecik Kürdün başını taşla ezmeyi, benzin döküp na’şını yakmayı sizden gördü bu millet. Ne çirkin ölümler icad ediyorsunuz böyle.

 Yıllar yılı demokrasi dediniz ama öldürmeye önce kendi demokratlarınızdan başladınız. Adalet dediniz, kurduğunuz sözde mahkemelerle milleti haraca bağladınız. Barış dediniz, barış adına atılan her adımı sabote ettiniz. Özgürlük dediniz, şimdi kendi halkınızın özgürlüğünü elinden alma gayretindesiniz. Şimdi hükümet, sizi istemeye istemeye barış sürecine sokunca, sükunet eritmesin oylarınızı diye eski düşmanlıkları yeniden alevlendirmek için kırk takla atıyorsunuz. Düşman üretmekte üstünüze yok sizin. Anlaşılan siz düşmansız ayakta kalamıyorsunuz. Düşmanlar sizin sigortanız, düşman yoksa siz de yoksunuz öyle mi? Kötü kokular içinde yetişen biri için misk kokusu nasıl mide bulandırıcı geliyorsa, öyle mideniz bulandı bu huzurdan değil mi? Sükunet olmamalıydı, tabanı harekete geçirecek başka bir dil geliştirememiştiniz çünkü şimdiye kadar. Bildiğiniz dil konuşulmayınca lal oldunuz kaldınız. Bütün sözleriniz kanla sulanırken, birden bire kesilmesin mi akan kan. Gel de konuş şimdi.

                Bu millet için var mı hayırlı bir işiniz, hayırlı bir projeniz. Hep işin kolayına kaçtınız şimdiye kadar. Yapmak yerine yaktınız, vermek yerine aldınız. Hiç birleştirici değilsiniz biliyor musunuz. Çünkü siz; kadınları evlerinden, dağa gönderdiğiniz gençleri ailelerinden, Müslüman bir milleti dininden ayırdınız. Ama bilmeden iyi bir şey yaptınız, o da ne biliyor musunuz? Sayenizde ayırmayı iyi öğrendi bu millet. İnşallah sizi de, köhnemiş ideolojinizle beraber cerrahi bir operasyonla, kene gibi yapıştığınız bu coğrafyadan ayırıp atacak.

     Hey! Sizler, kendilerini bu milletin sahibi ve tek sözcüsü olarak görenler, size sesleniyorum. Artık bu milleti arkanızda göremeyeceksiniz biliyor musunuz. Yavaş yavaş değil süratle eriyeceksiniz ve gün gelip arkanıza dönüp baktığınızda sadece gölgelerinizi göreceksiniz.

    

 

 

Yazar Hakkında

Toplam

1

Makale

MEHMET YILMAZ

Önceki
Sonraki

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.