KOLAYLAŞTIRALIM ÇOĞALTALIM

Article

 

Bir yıl daha büyümenin, bir yıl daha yaşlanmanın bir yılı daha atlatmanın sevincini, hüznünü keyfini yaşıyoruz her birimiz bulunduğumuz basamağa bağlı olarak.

Bir ramazan ayı daha geldi bütün ayrıcalığıyla. Bana sene-i devriyeyi en çok hatırlatan ve en belirgin kılan oruçtur. Elbette ki oruçta da diğer ibadetler de olduğu gibi kendine has insanda meydana getirdiği düşünsel ve duygusal değişimleri olan bir ibadettir. Oruç insanın biyolojik kapasitesini ortaya koyar. On bir ayda doruğa çıkmış biyolojik ve psikolojik böbürlenmeyi alır götürür. Acziyetini görür kişi. Sınırını belirler oruç kişiye. Halden anlamayı öğretir oruç. Açlığın yokluğun ne büyük bir bela olduğunu bilir… varlığın, bolluğun kıymetini bilir oruçlu kişi.

Tabi bütün bunları herkes kendi payına az veya çok idrak eder. Hatta hiç idrak edemeyenlerde olabilir. Bu yönüyle oruç yaşanılır ve anlaşılırdır. Vasat halkımızın vasat orucu…

Bilindiği üzere yıllarca oruç, kurban, hac gibi ibadetlerin yapılacağı zamanlarda basın yayın yoluyla bu ibadetleri değersizleştiren, kafaları karıştıran, anlamlı anlamsız deliller ile mideleri bulandıran Beyaz’ımsı zevatlardan kurtulduk çok şükür.

Ancak gelin görün ki yerine bu defa da adeta tersinden bir “ibadet dayatması” yapılıyor ki, bu ibadetleri bî hakkin! yerine getirmek imkansızlaşıyor adeta.

En endamlı hocalarımız, en “prof” ünvanlı ilahiyatçılarımız, en kalın kitabın en ücra yerinden en derinlikli yorumlar ile, medyada, özellikle iftar ve sahur vaktinde öyle bir oruç ve oruçlu tablosu dayatıyorlar ki; evine ekmek götürmek için, sabahın altısında tezgahını kurmak, yada işe gitmek için yola koyulmuş, gün boyu sıcak ile, soğuk ile, hırlı ile, hırsız ile, ukala zengin ile, cahil bilginler ile mücadele etmiş ve hepsini sineye çekmiş emekçi, işçi, memur kardeşimin bütün yaşadıklarına karşın bunları dinlediğinde oruç tutmanın hazzını yaşamayı bir yana bırakın dayatılan “ağırlaştırılmış oruç” nedeniyle tuttuğu oruçtan haz almayan, tutup tutmama arasında ikilem yaşayan bir psikolojiye girdiğini müşahede etmekteyiz. Özellikle yaz aylarında çalışırken açlık ve susuzlukla mücadele etmek, sinirlerine hâkim olmak; bu ibadetin büyüklüğünü idrak etmiş olmak ve bedelini Allah’ın kendi cömertliğine bıraktığı sevabına nail olmak için oruç tutmak yeter de artar bile. Oysa halka dayatılan “geçerli oruç modeli” neredeyse toplumun kahir ekseriyeti için yapılması imkânsız ibadetler silsilesini içeren modeldir: Bilinen bütün sünnet ve nafile ibadetlerin tamamını bu ayda yapmak, kültürel faaliyetlerin tamamını bu aya sığdırmak, hayır hasenatın tamamını bu ayda yapmak gibi ibadetler ve etkinlikler zinciri sıralanıyor. Bu zinciri alabildiğine uzatmak mümkündür. Ve adeta bu zincirin halkalarından biri eksik olunca zincir kopmuş ve oruç sayılmazmış gibi ağırlaştırılmış oruç ibadeti dayatılıyor. Hele “orucu bozan şeyler” başlığı tam bir bilmece çözme yarışmasına dönüveriyor. Maddelerin tamamını uygulayarak akşamı getirmek mümkün olmuyor çoğu zaman. İlla ki orucunuza halel getiren bir fiil işlemiş oluyorsunuz maalesef. O zaman da orucunuzdan şüphelenme temayülleri gelişiyor ve oruç tutmak bir o kadar zorlaşıyor. Hiç gereği yokken bu kadar teferruata halkı boğmanın ve oruçtan soğutmanın hiçbir anlamı yok bence.

Oysa “kolaylaştırma” ve “hüküm vermede yanılırsa bile sevap alma” gibi dinimizin en temel ve en insani iki ilkesinden “kolaylaştırma”yı unutmuş a benziyor hüküm koyucular. Doğru Haber Yazarı Mehmet Göktaş Hoca’mızın bir yazısında gözaltında çıplak bırakılmış vücuduyla işkencelere duçar olurken, kan revan içinde namaz kıldığı için, bilahare bu namazların kazasını yapmaya kalkışan bir kardeşimize atfen “vallahi sen bir daha namaz kılmayacaksın. Ben, işkence altında kıldığın bu namazından daha hayırlı bir namaz tanımıyorum” demişti.

Yine cinsi münasebetten bozduğu orucun kefaretine bedel köle azad edemeyeceğini bildiren sahabiye, itirazı üzerine altmış gün oruç öneren, yine “tutabilseydim bozmazdım” itirazı üzerine, altmış yoksulu doyurma önerisine de olumsuz cevap veren sahabiye, getirilen bir sepet hurmayı çevresindeki yoksullara dağıtmayı isteyen Peygamber’e; “bu civarda benden daha yoksulu yok” diyen adama; azı dişleri görününceye kadar gülüp “git çoluk çocuğunla o hurmaları ye” diyen bir peygamberin ölçüsünden daha İslami daha insani daha esnek bir ölçü bilmiyorum.

 

 

Yazar Hakkında

Toplam

3

Makale

MEHMET GÜLSEVER

Önceki DENENMİŞİ DENEMEK
Sonraki

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.